Sokolac ile tanıştınız mı?

Posted on Posted in Seyahat

Beni Instagram’dan takip edenlerin attığım zilyon fotoğraftan çıkarabildiği gibi geçenlerde bir beyefendiyle tanıştım. Kendisi komşum aslında. Ne kadar utandırıcı, değil mi? Yıllardır çok yakın mesafede yaşadığımız halde daha yeni tanışıyoruz. Kendimi bildim bileli odamın penceresinden her baktığımda onu görürüm. Ama aradaki o mesafeyi bir türlü aşamadık.

 

#adventure is just outside the window.🎈 #windowview #sokolac #bihac ⛰

A post shared by Aida who? (@i.amaida) on

Olağanüstü sıcak bir Ocak gününde tanıştık. 15 derece kadar sıcak. Ki bu Bosna’nın Bihac isimli küçük şehrin Ocak ayları için inanılmaz bir sıcaklık. Böyle olağanüstü tanışmaya ancak böyle bir gün yakışırdı zaten. Bir ara dolandıktan sonra, başka bir arkadaşımla kendisini bulabildik. Biraz utangaçtı. Bayağı bir mesafe yürüttü kendine yakınlaşmamıza izin verene kadar. Yürüttü derken de ormanlı, tepeli yollardan falan bahsediyorum. Öyle düz ve basit yollar değil yani. Sanırım o zaman değeceğini anladık. Çünkü en çok uğraştığımız işler hep sonunda en çok mutlu edenler değil mi?

 

Sokolac-Bihac

2

 

Tüm o uğraştırıcı yollardan sonra tepeye çıktık ve nihayetinde yeni arkadaşımızla tanışabildik. Basit biri olduğunu hemen anladık. Tabii, uzunca bir geçmişi olduğunu unutmadık. Orta çağdan kalan bir kale olarak, Sokolac’ın adı ilk defa 1380’de geçti. Dokümanların arasında 3 farklı isimle bulundu aslında: Sokol, Zokol ve Sokolatz. Ancak kraliyet kalesi olarak ilk defa 1395’te anıldı ve uzun yıllar boyunca bölgedeki krallar arasındaki savaşlarına maruz kaldı. 1592’de ise Osmanlılar tarafından işgal edildi. O tarihten sonrası pek belgelenmemiş olsa da, bugünkü haline gelene kadar bir sürü şey yaşadığını biliyoruz. Bugün ise hayatının tüm dönemlerin izlerin görüldüğü eşsiz bir yapıdır.

 

 

Birbirimizi daha iyi tanımaya başladıktan sonra her şey çok daha iyiydi. İçini görmemize, tanımamıza izin verdi. O yüzden de en tepesine çıktık. Bu fazlasıyla eğlenceli ama o kadar da korkutucu bir deneyimdi. İnsanlar tepelerine çıkılmasına boşuna izin vermiyor değillermiş. Tek yanlış bir hareket yaptığınızda bile hayatlarından sizi silmeleri o kadar kolay ki. Düşüveriyorsunuz. Ve her şey bitiyor.

Biz yanlış bir hareket yapmadık. Ama yol yine de kolay değildi.. Dik ve inanılmaz dar merdivenler. Küçücük pencereler. Havasızlık falan. Neyse ki ödül olarak şehre tepeden bakabildik. Muhteşem bir manzaradan.

 

 

Birileri duvarları korunmak için ördükten sonra onların korunmaktan başka bir şey için kullanıldığını düşünmek zor geliyor insana. Halbuki buralardaki duvarlar birilerinden korunmak için değil, tam tersine birilerini çekmek için varlar artık. Üstelik bir kaç sene önce Avrupa Birliği tarafından yapılan restorasyondan sonra daha da çok turist çekiyor. İlginç değil mi sizce de? Her şey neredeyse aynı kalsa da aslında her şeyin değişmiş olması. Duvarlar hala aynı. İçerideki merdivenler, pencereler, odalar da. Ama etrafındaki insanlar artık onunla savaşmak için değil, fotoğraf çekilmek için varlar.

Sonuç olarak ne kadar zengin ama bunun bir türlü farkına varamayan bir millet olduğumuzu anladık. Biraz da bunun hakkında konuştuk. Sonra da başka konular hakkında. Güneş yanımızdaki Debeljaca tepesine yakınlaşırken ayrılma zamanın geldiğini anladık. Yeni arkadaşlığımızın ilk ve çok verimli gününü sonlandırmak durumunda kaldık.

 

Yeni bir verimli gününde görüşmek üzere,

A.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.