Pazartesi Hikâyesi #30 – Mimarın Köpeği

Posted on

Yeni bir gün, yeni bir fırsat demek. Yeni bir Pazartesi, yeni bir Pazartesi hikâyesi demek.

Bugün 30. Pazartesi hikâyesini buralara yazıyor olmamın mutluluğunu sizinle de paylaşarak başlamak istiyorum.

Buna yakışacak bir hikâye ile karşınızdayım. En yakın arkadaşlarımdan birinin sevgilisi, Ali, hepimize Pazartesi’lerin herkeste ne kadar farklı olduğunu gösteriyor. Bu çalışkan son sınıf mimarlık öğrencisi şu an Ankara’da yaşıyor.

Şimdiye kadar daha duymadığım bir perspektiften baktığı için hikâyesi beni gerçekten gülümsetti ve mutlu etti. Amacımız tam da bu değil mi? ”En depresif” olarak nitelendirilen sabahında birilerinin gülümsemesine neden olmak..

Bakalım Ali bize ne anlatmış.. Keyifli okumalar!

 

 

”Kötü zamanlar ya da boşluk hissi yaşamın kaçınılmaz anlarından biridir ve ben de çok sık yakalanırım. Üstelik bir süre boyunca buna karşı çıkmak yerine çocuk gibi mızmızlanan bir yapıya sahibim ancak üstesinden gelmesi gereken kişinin yine kendim olduğunun farkındayımdır her zaman. İnsanlar genellikle yoğun çalışma süreçlerinde kendilerini kötü hissetseler de ben bu anlarda beynimi ve vücudumu maksimum seviyede kullanabildiğim için böyle hissetmem. En çok yapacak bir şeyler bulamadığım ya da motivasyonumu kaybettiğim anlarda kötü hissederim. Sevdiğim, hayalim olan bir bölüm okuyorum ve sevdiğim şeylerle uğraşıyorum ancak bazı anlar bir şeyler yapacak motivasyonu bulamazsınız. Yalnız kalmak daha da can sıkıcıdır. Birileriyle vakit geçirmek istersiniz arkadaşlarınız meşguldür, sevgilinizin ders çalışması gerekiyordur.. Dışarı çıkmak için sebep ararsınız ancak her şey sizi alıkoyar yine odanızda tek başınasınızdır.

Böyle anlarda birden işe koyulmaya çalışmak pek başarılı olmayacaktır. En basitinden odamı toplayarak, zaten düzenli ise bir şeylerin yerlerini değiştirerek yaşadığım alana farklılık getirmeye çalışırım. Raftaki kitaplarımı, cdlerimi düzenlerim. Sessizliği dağıtmak için herhangi bir müzik açarım. Ne yaptığımın hiç bir önemi yok. Tek yapmam gerekenin ‘bir şeyler yapmak’ olduğunu bilirim.Ufak bir yapılacaklar listesi hazırlarım. Motivasyonumu kazanmak için küçük şeylerden başlarım, gerisi gelir ve kendimi listedeki maddeleri bir bir tamamlarken bulurum.

Mimarlık eğitimi ise diğer bölümlere göre oldukça gariptir. “Hayat acımasız bir öğretmen gibidir, önce sınav yapar sonra ders verir” sözündeki gibi önce bir proje tasarlarsınız daha sonra yaptıklarınızdan kritik alıp bir şeyler öğrenmeye çalışırsınız ve tekrar düzenleyip hocanızın önüne getirirsiniz. Tekrar kritik alırsınız tekrar düzenlersiniz ve tekrar ve tekrar.. Pazartesi ve Perşembe günleri ise benim için “Mimari Proje dersi” günleridir ve acımasız hocaların karşısına çıkmak zorunda kalmak anlamına gelir. Oldukça cesaret isteyen bir iştir. Yatakta alarmı 10 dakika daha ertelerken kafamda cesaret gösterip gitmekle gitmeyip sonuçlarına katlanmak arasında karar vermem gerekir. O gece belki sabaha kadar çalışıp toplam 3 saat uyumuşumdur ancak o çalışmanın verdiği özgüven beni anında yataktan kaldırıp okula giderken temiz havayı içime çekip güne mutlu uyanmamı sağlayabilir. Ya da o gece hiç çalışmamışımdır, 10 saat uyumuşumdur ve okula gitmek o kadar zor gelir ki hala uykulu olduğuma kendimi ikna etmeye çalışırım. Ancak zor da olsa yataktan kalkarım. Çünkü bilirim ki tasarladığım/yaptığım ‘’proje’’  başından sonuna kadar ilgilenmem gereken, ilgilenmekten kaçmanın faydasız olduğunu bildiğim, benimseyip sevdiğim evcil bir hayvanım gibidir. Çalışmadığım günlerde bile yataktan kalkma sebebim sabah 6’da köpeklerini gezdirmeye çıkan insanlarla aynı sanırım 🙂 yaptığım işi gerçekten seviyorum ve onun bana ihtiyacı var.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.